Mızrapla çalınan, gövdesi uttan küçük bir çalgı...

Lavta,
(Laute),
Rumca: lavto
Almanca: laute,
Lavta, lüti ailesine ait bir telli çalgıdır.
Orta Doğu ve Balkan müziğinde kullanılır. 
Batı müziği ve Türk müziği çalgısıdır.
Mızrapla çalınan, gövdesi uttan küçük bir çalgı.

Lavta:
Gövdesi uttan küçük, uda benzeyen, sapı uzun bir müzik aletidir. Bu enstrüman, gitar ve udun bir karışımı gibi görünse de, kendine has özellikleriyle dikkat çeker. Lavta, genellikle yedi veya sekiz telli olup, telleri çelikten yapılmıştır. Enstrümanın gövdesi armut şeklindedir ve genellikle maun ya da gül ağacından yapılır. Lavta, mızrap ya da parmaklarla tellere vurarak çalınır. Çalgı, sol elin parmaklarıyla tellere basılarak farklı notaların oluşturulduğu bir klavye üzerinde melodik sesler çıkararak çalınır.

Lavta sözcüğünün başka anlamları:
Ebe.
Tutçek.
Erkek doğum hekimi. 
Doğacak çocuğu ana rahminden çekmeye yarayan araç, tutçek. Böyle aletle çocuk alan doğum hekimi.
Tabi doğumla dünyaya gelemeyen çocukları ana rahminden almaya yarayan kıskaç gibi alet, forseps.

Herhangi bir hastalığa yakalanma durumlarından her biri...

Vaka,
Olay.
Olgu,
Hadise,
Arapça: vaka.
İngilizce: case, event, circumstance.
Fransızca: cas, événement,
Olan, meydana gelen olay.
Olan, vuku bulan, ortaya çıkan her türlü durum, hadise, olay.
Herhangi bir hastalığa yakalanma durumlarından her biri.
Tıpta, hastalık olarak tanımlanır.

Vaka sözcüğünün diğer anlamları:
Yerin taşlı olmasından ayak incinmek.
Vurma, darp.
Cefa, eza.
İnek,
Taş,

Karşı koyan, başkaldıran...

Mukavim,
Güçlü,
Sağlam,
Direnen.
Dayanıklı.
Karşı duran.
Mukavemet eden. 
Mukavemetli, dayanıklı.
Arapça: mukavim,
İngilizce: resistant, hardy
Fransızca: résistant.
Dayanıklı, güçlü, dirençli.
Karşı koyan, başkaldıran.
Dayanıklı, dirençli, güçlü, sağlam.
Eskiden karşı koyan, başkaldıran anlamında mecaz olarak kullanılırdı.

Süngü gibi yalnız batırılarak yaralamaya yarayan, kısa, düz ve ensiz kılıç...

Meç,
Fransızca: mèche,
İngilizce: rapier,
Rusça: meč.
Düz ve ensiz kılıç.

Bir tür düz ve ensiz kılıç.
Keskin olmayan talim kılıcı, uzun ve ince kılıç.
Süngü gibi yalnız batırılarak yaralamaya yarayan, kısa, düz ve ensiz kılıç.
Ateşli silahların icadından evvel kullanılan harp aletlerinden biri. 
Süngü gibi yalnız batırılarak yaralamaya yarayan, kısa, düz ve ensiz kılıç.
Keskin olmayan, yalnızca süngü gibi batırılarak yaralamaya yarayan, kısa, düz ve ensiz, keskin, sivri uçlu, eski bir kılıç türü.

Meç sözcüğünün başka anlamları:
Saç aralarına, yoğunluk gözetilmeksizin sık veya seyrek olarak yapılan, beyaza yakın açıklıkta renk uygulaması.
Yer yer küçük tutamlar halinde açıklı koyulu renk vermek suretiyle yapılan saç boyama tarzı.
Saçların geri kalan yanına göre özel bir şekilde düzenlenmiş perçem.
Saçın küçük tutamlar biçiminde değişik renklerde boyanmış durumu.
Diğer saçlardan farklı bir renkte olan saç tutamı.
Çelik çomak oyunu.
İmece.
Bilye.

Gündelik...

Vazife,
Görev,
Ödev.
Yevmi,
Gündelik.
Yevmiye,
Günlük iş.
Her günkü, yevmi.
Her gün yayımlanan, her gün çıkan.
Gün hesabıyla veya her gün ödenen para, yevmiye.
Bireyin iş yerinde veya günlük hayatta üstlendiği, yapması gereken görevler, ödev.
Askerlik veya benzeri kurumlarda hizmetin gerektirdiği emirleri yerine getirme.

Vazife; bir kimsenin yapmak zorunda olduğu iş, görev, ödev veya üstlendiği sorumluluk anlamına gelir. Arapça kökenli bu kelime, bireyin toplumsal, mesleki veya vicdani açıdan yerine getirmesi gereken yükümlülükleri ifade eder.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ