Konya'da Alaeddin Keykubad'ın emriyle yaptırılmış olan Anadolu Selçuklu saray yapısı...

Kubadabad,
Kubad-Abad,
Beyşehir Kubadabad Sarayı,
Selçuklu Sarayı, Beyşehir'in batısında 60 km. mesafededir. I. Alaaddin Keykubad tarafından inşa ettirilmiştir. Arkeolojik kazılar halen devam etmekte olup, bulunan çini ve diğer eserler Karatay Müzesi' nde sergilenmektedir.

İbrahim Hakkı Konyalı ve Prof. Dr. Osman Turan'ın, sarayın Beyşehir civarında olacağını belirtmesinden sonra 1949 yılında Konya Müze Müdürü Zeki Oral tarafından bulunmuştur. Yapılan kazı çalışmalarında, Kız Kalesi'ndeki ana yapı ile insitu çiniler hamam kısmı ve kıyıdaki saray külliyesinin önemli birimlerinden Küçük Saray'ın çevresindeki mimari kalıntılar açığa çıkarılmıştır. Malanda Köşkü'ndeki sondaj ile yapının mevcut kısmının planı ortaya konmuştur. 

Kazılarda Selçuklu Dönemine ait çok sayıda çini, seramik, alçı, cam ve sikke bulunmuştur. Kazılarda bulunan stukolarla ve çiniler Konya Çini Eserleri Müzesinde sergilenmektedir.Küçük Saray'ın çevresindeki Selçuklu tabakasının altında ise, Eski Çağa ait kalıntı ve küçük buluntular tespit edilmiştir.

Eski Yunan ve Roma'da yaşamı, töreleri taklit amacı güden komedi türü...

Mim,
Arapça: mim,
Fransızca: mime
İngilizce: mime,
Almanca: mimus,
Yunanca: mimos,
Latince: mimus.
Sözsüz oyun metni,
Gülünçlükler yapan sözsüz oyunu.
Yalnızca hareketlere dayandırılan sözsüz oyun.
Latin tiyatrosunda çeşitli hüner gösteren ve gülünçlükler yapan tuluatçı.
Eski Yunan ve Roma'da yaşamı, töreleri taklit amacı güden komedi türü.
Yunan ve Latin komedilerinde, daha sonra da pandomimalarda rol alan oyuncu.
Bir oyuncunun herhangi bir davranış veya duyguyu yüz ve vücut hareketleriyle anlattığı oyun türü.

Mim sözcüğünün başka anlamları:
Arap alfabesinde m harfinin adı.
Ebcet hesabında karşılığı 40 olan harf.
Biten bir yazının altına konulan işaret.
Arap alfabesinin yirmi dördüncü harfinin adı.
Divan ozanları sevgililerinin ağızlarını mime benzetmekle küçük olduğunu belirterek överlerdi.
Yoklamalarda; mevcut, var, yazılı mühürlerin sonunda; bitti, tamam oldu anlamında vb. yerlerde işaret olarak kullanılırdı.

Gelinin paça günü giydiği giysi...

Paçalık,
Gelinin paça günü giydiği giysi.

Bindallı:
Gelinin kına gecesinde giydiği işlenmiş giysi.

Paça günü:
(Duvak geleneği)
Bazı yörelerde gelin evinde yapılır. Sadece oğlan tarafının kadın, kızlarının geldiği bu eğlence başlamadan önce gelin ve damat, oğlan tarafının bütün akrabalarının evine el öpmeye giderler. Hemen eve gelen damat dışarı çıkarılırken gelin, mahalli kıyafetlerini giyer, sık sık da elbise değiştirir. Eğlence, gelinin oynamasıyla sona erer.

Bursa yöresinde paça günü, gelin evinde ve kadınlar arasında, çalıp söylenerek kutlanır. İçecek olarak şerbet, meyve suyu vb.; yiyecek olarak da pasta, kek vb. ikram edildiği duvak düğünün ertesi günü, öğleden sonra yapılır.

Anadoluda yapılan bir araştırmada Duvak geleneği'nin farklı yörelerde değişik adlarla anıldığı tespit edilmiştir. 
Yörelerimizde Duvak adıyla bilinen gelenek aşağıdaki isimlerle anılmaktadır.
Baş düzme,
Cuma günü, Cumalık, Cuma sabahı,
Duvak, Duvak açma, Duvak indirme,
Gale, Gelin ertesi, Gelin sabahı, Gelin sofrası, Gelin yanı,
Kahve içmesi,
Magar sofrası,
Paça günü,
Sabahiye, Süpha günü,
Yüz açma, Yüz açımı,

Japonya'da yaşayan bir halk ...

Aynular,

Ainular,
Japonya'da yaşayan bir halk.
Bir kısmı Rusya' da yaşayan Ainuların 2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre Japonya' daki sayısı sadece 12 bin 300 kişidir.
Ainu ya da Aynu halkı M.Ö. 13. yüzyılda Japonya ve Rusya’da göründü. 

19. yüzyıldan önce Aynu halkı, aynı anda ortaya çıkan diğer etnik grupların dışında neredeyse hiç kimseyle temas kurmadı.
Aynuların nereden geldiği ise bilinmiyor. Bilim insanları Aynu halkının nereden geldiği konusunda hala net bir fikre sahip değil.
Bir teori Kafkasya’dan geldiklerini bir başka teori ise Jomon, Okhotsk ve Japon kültürleriyle bir ilişki olduklarını öne sürüyor.

Asya’daki en eski etnik gruplardan biri olan Aynular, kendi dillerine ve bayraklarına sahip. Aynu halkının önceki nesillerinin Moğollardan daha çok Avrupalılara benzediği biliniyordu.
Yaşlı Aynuların tasvirlerinin ünlü Rus yazar Tolstoy’a benzemesi dikkat çekiyor. Öte yandan Aynu erkeklerinin hiç traş etmedikleri uzun saçlara ve sakallara sahip olduğu görülüyor. Aynu kadınlarının henüz 6 veya 7 yaşındayken üst dudaklarına zamanla değiştirilen bir dövme yaptırdıkları biliniyor. Bu dövme Joker karakterinin gülümsemesine benzetiliyor.

Bu ritüelin amacı ise; kızların vücudunun içine ağızlarından girmeye çalışan kötü ruhlardan korumaktı. Buna ek olarak, gülümseme kızın evliliğe hazır olduğunu gösterirdi
19. yüzyılda ise bu dövmeler Japon hükümeti tarafından yasaklandı, ancak bazı insanlar gizli gizli ritüeli uygulamaya devam ediyordu. Ne yazık ki yüzünde dövme olan son Aynu kadını 1998 yılında öldü.

Aynular Japonya’ya yerleştikleri zamandan itibaren geçimlerini avcılık, balıkçılık ve toplayıcılıkla sağladılar. “Chise” adı verilen çukur evlerde yaşadıkları biliniyordu. Evlerin ortasında bir şömine bulunuyordu

Aynularla ilgili en ilginç bilgilerden biri ise ayılara tapmaları. Aynular, ayıları “dağların tanrısı”olarak tasvir ettiler.
Çok uzun zaman önce, Aynular Japonya’da Hokkaido adasının büyük bir kısmına yayılmış olarak yaşamlarını sürdürüyorlardı. Kendi toprakları, hastaneleri ve okulları vardı

Ancak Japon nüfusu artmaya başladığında, Aynuların vergi ödememesi ve şiddet içeren ritüelleri onların kültürel olarak bastırılmasına neden oldu. Japonlar, Aynu halkının pek çok ritüelini yasakladı
 
Sonuç olarak, Ainus kültürel kimliklerini kaybetmeye başladı. Binlerce yıldır var olan insanlar, tamamen yok olmaya tehlikeli bir şekilde yaklaştılar. 1868-1912 yılları arasında Japonya’nın batılılaşmaya çalıştığı Meiji Devri sırasında Japonlar Hokkaido’yu kendilerine bağlayıp Aynular’ı Japon vatandaşı yaptı ama aynı zamanda topraklarını ellerinden aldı ve Aynu dilini yasakladı. Sık sık ayrımcılığa uğrayan Aynu halkı, çocuklarının güvende olduğundan emin olmak için Japonlarla evlilik yaptı

Japonlar tarafından uzun yıllar sürdürülen asimilasyon politikası 1997 yılında son buldu. 2007 yılına gelindiğinde ise Birleşmiş Milletler Etnik Halklar Bildirgesi’nin yayınlanmasıyla birlikte yapılan baskılar sonucu bir yıl sonra, yani 2008 yılında hükümet nihayet Aynular’a ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapan görüşe tamamen son verdi. 2019 yılında ise Japon Hükümeti, Aynuları resmen bir azınlık olarak tanıdı ve onların da haklarını koruyacak bir kanun çıkardı.

Japonya'da yaşayan halklar:
Japonya, nüfusunun yaklaşık %98'ini Japonların oluşturduğu, etnik açıdan oldukça homojen bir ülke olarak bilinir. 

Aynular (Ainu):
Japonya'nın en eski yerli halkıdır. Ana vatanları kuzeydeki Hokkaido adası, Sahalin ve Kuril adalarıdır. Japonlardan tamamen farklı bir dile, kültüre ve fiziksel özelliklere sahiptiler.2019 yılında çıkarılan bir yasayla resmi olarak Japonya'nın "yerli halkı" olarak tanınmışlardır.

Ryukyulular:
Güneydeki Okinawa ve çevre adalarda (Ryukyu Takımadaları) yaşayan halktır. Geçmişte bağımsız bir devlet olan Ryukyu Krallığı'na sahiptiler. 1879 yılında Japonya'ya ilhak edilmişlerdir. Kendilerine özgü Ryukyu dillerine ve farklı bir kültürel kimliğe sahiptirler.

Koreler (Zainichi Koreliler):
Japonya'daki en büyük tarihi azınlık grubudur. Büyük kısmı, II. Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında (Japonya'nın Kore yarımadasını işgali döneminde) ülkeye göç eden veya zorla getirilenlerin torunlarıdır. 

Çinliler:
Son yıllarda eğitim ve iş imkanları nedeniyle ülkeye gelen modern göçmenlerden oluşur. Japonya'daki en büyük yabancı nüfus gruplarından biridir. 

Brezilyalılar (Dekasegi):
Yüzyılın sonlarında Brezilya'ya göç eden Japonların torunlarıdır. 1990 yılındaki yasa değişikliklerinden sonra işçi olarak Japonya'ya geri dönmüşlerdir.

Burakuminler:
Etnik olarak tamamen Japon'durlar. Feodal dönemde "kirli" kabul edilen işlerle (dericilik, kasaplık vb.) uğraştıkları için toplumdan dışlanmış bir alt kastın torunlarıdır.

Hint felsefesinde mütevazi biçimde öğrenmeye hazır olan kişi ...

Lanu,
Hint felsefesinde mütevazi biçimde öğrenmeye hazır olan kişi.
Hint felsefesiyle yakından ilişkili olan Doğu/Tibet teozofisinde ve ezoterizminde kullanılır.
Lanu sözcüğü mütevazı biçimde öğrenmeye hazır olan kişi anlamına gelir. 
Bilgeliği bir ödül ya da hırs olarak değil, içsel varlığının derin bir hakkı ve ihtiyacı olarak arayan sadık öğrenciyi / müridi tanımlar. 

Helena Blavatsky'nin "Sessizliğin Sesi" (The Voice of the Silence) gibi Tibet/Hint mistisizmini ve ezoterik felsefesini ele alan kaynaklarında sıkça geçer. Kendini hakikati bulmaya, egosundan sıyrılmaya ve evrenin sesini duymaya adamış "öğrenci/mürit" anlamında bir unvandır.
Lanu, Doğu felsefesinde öğrenmeye hazır olan kutsal öğrenci tanımına karşılık gelmektedir.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ