Rüzgarın etkisiyle kuytu yerlere toplanmış kar yığını...

Kürtün,
(Kürtük),
Kar, buz.
Kar yığını.
Kar birikintisi.
Buz tutmuş erimeyen kar yığını.
Yeni yağan yumuşak kar.
Sertleşmiş, buz tutmuş kar.
Baharda derelerde kalmış olan kar kümesi.

Çukur yerde birikmiş kar.
Kuytu yerlere toplanmış kar yığını. 
Kuytu yerlere toplanmış kar ya da kum yığını.
Yuvarlanarak büyüyen donmuş kar kümesi, çığ.
Rüzgarın etkisiyle kuytu yerlere toplanmış kar yığını.
Rüzgarın sürüklediği karların kuytu alanlarda oluşturduğu yığın.
Diyalektlerde ve bazı yörelerimizde yerel ağızlarda kürtük olarak da geçer.

Rüzgarın etkisiyle kuytu yerlere toplanmış kar yığınına kürtün (veya yerel ağızlarda kürtük) denir. Bu kelime ayrıca yük hayvanlarına vurulan semer, palan anlamlarına da gelmekte olup Gümüşhane'nin bir ilçesinin de adıdır. 

Bu tür yerlerde, yaz sıcağında serinlemek için, bu sertleşmiş buz yığını kesilip, tatlı meyvesuyu ile şerbetlendirilerek soğuk içicek olarak tüketilmektedir.

Kürtün sözcüğünün başka anlamları:
Palan, semer.
İçi otla doldurulmuş palan, semer.
Eşek, katır gibi yük hayvanlarına vurulan semer.
Hayvanın üstüne semer yerine konulan çul, çuval vb. şeyler.
Yük hayvanlarına vurulan, içi otla doldurulmuş semer, palan.

Gümüşhane iline bağlı ilçelerden biri.
Orta Anadoluda bembeyaz anlamında da kullanılır.
Suyun sürükleyip getirdiği çubuk, dal vb. şeyler.
Çalılık, dikenlik yer.
Aşınmış, pürüzlü.

İffetli erkek...

Afif,
Arapça: afīf.
İffetli (erkek).
Nezih.
Temiz. 
Güzel. 
Müstakim.
Hilesiz, temiz.
Temiz, iffetli.
Doğru, istikametli.
Haramdan sakınan.
İffetli ve namuslu olan.
Eğri olmayan, düz, dik.
Doğru, namuslu, dik, dürüst.
İffet sahibi, namuslu, temiz.
Temiz, dürüst, namuslu, iffetli.
Doğru, doğruluktan şaşmayan.
İffetli, ırz ve namusu sağlam.
Namuslu, iffetli, saygıdeğer (erkek).
Kötülük ve günahtan uzak olmak.
Doğru, dürüst, sahtekar olmayan.
Doğru yolda olan, doğru, dürüst, namuslu.
Kişinin nefsini aşırı isteklerden koruması erdemi anlamındadır.
İffetli, namuslu, dürüst ve temiz ahlak sahibi kişi anlamına gelir. Bedeni ve maddi hazlara aşırı düşkünlükten kaçınan, haramdan uzak duran ve ahlaki değerlere bağlı kimseleri nitelemek için kullanılır. 

Afife:
İffet sahibi, namuslu, temiz kadın.

Afif sözcüğünün başka anlamları:
Akaryakıt Fiyat İstikrar Fonu (kısaltması: AFİF).
Afif kelimesi, erkek ismi olarak da kullanılmaktadır.

Dolaylı,

Endirekt,
Dolaylı,
Vasıtalı,
Bilvasıta,
İmaen,
Fransızca: indirect,
Rusça: kósvennıy.
İngilizce: indirect, oblique, roundabout.
Doğrudan olmayan.
Dolaylı, doğrudan olmayan.
Doğrudan olmayan, imaen, endirekt.
Dolayısıyla olan, bir araçla, bir aracıyla gerçekleşen.
Doğrudan doğruya olmayan, dolayısıyla olan; vasıtalı, bilvasıta, endirekt.
Dolaylı, doğrudan doğruya olmayan, vasıtalı, endirekt veya bir şeyin başka bir şey aracılığıyla, dolayısıyla gerçekleşmesi anlamına gelir. Bir işin aracılarla yapılması veya bir sözün başkasından duyulduğu şekliyle (değiştirilerek) aktarılması durumunu ifade eder. 
Başkasının sözünün, duygu ve düşünce yapısı bozulmadan, değiştirilerek aktarılmasıdır.

Belli hafif figürlere, adım atışlara, çoğunlukla sahne düzenine ve müziğe dayalı gösteri türü:..

Bale,

İngilizce: ballet, 
Fransızca: ballet, 
Almanca: ballett.
İtalyanca: ballare.
Dans etmek.
Parmak ucu dansı.
Çocuk, yavru, küçük.
Danslı sahne yapıtı. 
Dansçılar topluluğu. 
Opera ve operetlerde danslı geçiş. 
Bir konuyu dans ve hareketlerle anlatan, sözsüz, müzikli sahne gösterisi.

Belli hafif figürlere, adım atışlara, çoğunlukla sahne düzenine ve müziğe dayalı gösteri türü.
Bir dans topluluğunun önceden saptanmış düzene göre, uyumlu bir biçimde dans ettikleri gösteri. 

Bale, 15. yüzyılda İtalya'da ortaya çıkan ve Fransa ve Rusya da gelişen, belli figürlere, adım atışlara dayalı bir dans ve müzikli gösteri türüdür. Estetik hareketler, teknik ustalık ve müzikle uyum içinde icra edilen sanatsal bir performans sanatıdır.

Balerin:
Bale yapan kadın dansçı.

Balet:
Bale yapan erkek dansçı.

Aykırı...

Hilaf,
Arapça: hilaf,
Aykırı.
Yalan.
Karşıt.
Ters, aykırı.
Yanlış, yalan.
Yalan, palavra.
Aykırı, karşıt, ters.
İngilizce: contrary, opposite.
Fransızca: contraire.

Çapraz, ters.
Karşı, zıd, yalan, ters.
Zıt olma, karşı olma, aykırılık, zıddiyet, ihtilaf.
Ters, karşı zıd,  karşı koymak, muhalefet etmek, yalan.
Toplumda görüş ve yaşayış biçimiyle uçlarda bulunan (kimse), marjinal. 
Alışılmışa, doğru olarak kabul edilmişe uygun olmayan, karşıt, ters, mugayir.
Cedel ilminin eskiden medreselerde okutulan ve fıkhi meselelere ait tartışma kurallarını konu edinen dalı, hilafiyat.

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

BULMACA ANSİKLOPEDİSİ